Öne Çıkan Yayın

BOSNA'DA YAŞAM (AVANTAJLAR / DEZAVANTAJLAR)

İnsanın yabancı ülkede yaşamasının hem avantajları hem de zorlukları var. Öncelikle farklı bir kültürü, farklı bir milleti tanımak cidden...

çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2016 Perşembe

SARAYBOSNA'DA HAYATIN MADDİ BOYUTLARI


İş veya eğitim nedeniyle Bosna'da yaşamayı düşünenlere faydası olması niyetiyle ülkedeki hayatın maddi boyutları hakkında biraz bilgi vermek istiyorum:

En önemli ihtiyaç, başımızı sokacak bir ev... Saraybosna'da evler genellikle eşyaları ile birlikte kiraya veriliyor. Ev sahibi ile anlaşarak evde eksik gördüğünüz eşyayı aldırma şansınız oldukça yüksek. 

Saraybosna'da hem müstakil ev(kuça) hem de apartman daireleri(stan) kiralayabilirsiniz. Bina veya ev ne kadar eski ise ısınma da o kadar problemli. Evler için güvenlik de ayrı bir sorun, hatırlatırım.

Merkezde yani Başçarşı civarında oturmak istiyorsanız daha fazla kira ödemeyi göze almalısınız. Ancak merkeze beş on dakikalık mesafelerde kiralar daha uygun. Toplam 2-3 odalı bir apartman dairesi için fiyat 300-400 KM'den başlıyor. Oda sayısı arttıkça kiranız da artıyor. Biz toplam 4 odalı, 2 tuvaletli, 2 balkonlu ve tam eşyalı apartman dairemize ayda 650 KM ödedik. Evde klimadan, ses sistemine, bulaşık makinesinden şarjlı süpürgeye, çarşaflara havlulara kadar her şey vardı. Elbette bir kadın her zaman eksik bulur, ben yine alacağımı aldım:) 

Gelelim faturalara. Merkezi ısınma sistemi ile ısınıldığı için ayda 130 KM sabit fatura ödedik. Gündüz gayet iyi ısındık ama akşam 11 sularında sistem kapandığı ve sabah 7'ye kadar açılmadığı için gece üşüdük. Elektrik için yaklaşık 50-60 KM, su için 25-30 KM, Tv ve internet içinse 50 KM ödedik. Suyun gece 12-5 arası kesildiğini de bir kez daha sinirle belirtmeliyim.

Yeme içme masrafları kişiye göre değiştiği için aylık bir ücret çıkaramıyorum ama et Türkiye'ye göre çok uygun. Kıymanın kilosu 8 ila 11 KM arasında değişiyor, süt danasının eti ise 16-20KM arası. Sebzeler ve meyveler ise her yerde olduğu gibi sezona göre artıyor azalıyor. Muz, elma ve orman meyveleri daha uygun fiyatlı. Bazen bir haftalık sebze alışverişi ile bir haftalık et alışverişi aynı paraya geliyor. Dışarıda yeme içme fena sayılmaz. Çarşıda herhangi bir restoranda 6-7 KM ödeyerek 10luk cevapi yiyebilir, 2 KM vererek kahvenizi içebilirsiniz. Fikir edinmek için sağ tarafta Hırvat market zinciri Konzum'un kataloğunu görebilirsiniz. (Ben şahsen alkol ve domuz eti satmayan küçük bir marketten alışverişi tercih ediyorum.)

Giyim konusunda Türkiye çok daha fazla alternatif sunuyor. Bosna bu noktada sınırlı imkanlara sahip. Ancak her zaman indirim yakalamak mümkün. (Geçen ay 50KM vererek içi dışı deri çok şık bir ayakkabı buldum)Koton ve Waikiki gibi Türk markaları alışveriş merkezleri içinde mevcut. Koton Türkiye ile aynı fiyata ürün satarken, Waikiki Türkiye'de 10 tl olan ürünü burada 10KM'ye sattığı için pahalıya geliyor. Bunun dışında aradığınız çoğu markayı bulabileceksiniz.

Ulaşım için taksi pahalı değil. Troleybüs ve Tramvay için araç içi bilet 1.8 KM, büfelerden alınan bilet 1.6 KM. Aylık bilet almak isterseniz ayda 53 KM ödüyorsunuz. Öğrenci için aylık bilet 16 KM. Park ücretleri yol kenarlarında saat başı 1 KM, özel yerlerde ise saat başı 2-3 KM. 

Çocuk ve eğitim konusunda bilgim kendi çocuğum yaş grubu ile kısıtlı. Amerikan Koleji sanırım en pahalı eğitim veren kurum, yıllık 25bin dolar. Fransız Koleji 10bin dolar civarı. Bizim İbrahim için düşündüğümüz (Türk iş adamlarının satın aldığı) İsa Beg İshakoviç College ise yıllık 2bin euro. Eğitim dili İngilizce. Yemek için ayda 100 KM daha ödüyorsunuz. 

Yuvalar noktasında pek olumlu yazamayacağım. Ne kadar iyi bir yuva arasak da bulamadık. Biraz mecburiyetten, Müslüman eğitimcilerden oluşan bir yuva seçtik. Amel-i Nour. Aylık ücret 250-300KM arasında değişiyor. Diğer yuvalar da benzer ücret aralığında. Ancak yabancı dilde eğitim verenler 600 KM'den başlıyor. 

Özel ders fiyatları ülkede bir hayli uygun. Saat ücreti 5KM'ye kadar düşebiliyor. Ama o kadar da zalim olmamak lazım. Bir öğretmen en azından saatte 10 KM hak etmeli.


23 Haziran 2015 Salı

PARKLAR VE ÇOCUKLAR



Grbavica'da hemen hemen her kilometrede bir çocuk parkına rastlıyorum. (Ne yazık ki Saraybosna'nın genelinde bu kadar çok park yok.Bu nedenle Grbavica'da oturduğumuz için şanslıyız.) Binaların arasında, nehir kenarında sık aralıklarla küçük ama çocuklar için güvenli ve temiz parklar mevcut. Parklarda bulunan tırmanma zeminleri sayesinde oğlumun tırmanma ihtiyacını giderebildiğim için çok mutlu oluyorum. O oynarken, ben de annelerle, daha çok dedeler ve ninelerle tanışıyorum. (Çünkü Bosnalı anneler çoğunlukla çalışıyor.)Bu tanışmalar, konuşmalar bana Bosna hakkında çok şey öğretiyor. Her gün yeni bir insanla başlattığım kısa diyaloglar sayesinde onlarca örnek biriktiriyorum. Şimdilik benim için kimin hangi milletten olduğunu ayırt etmenin en kolay yolu çocuğa seslendikleri isme dikkat etmek.

Bazen güler yüzlü bir Sırp dede ile ciddi ciddi samimi bir muhabbete dalabiliyoruz. (Samimiyeti ifadelerden anlıyorum, yoksa hala Boşnakçam söylenenlerin büyük bir kısmını anlamaya yetmiyor) Üç millet arasındaki ilişkinin, sınırların her bölgede değiştiğini bizzat deneyimliyorum. Türkiye’den geldiğimi duyunca sevgiyle ve ilgiyle karşılık gösteren Boşnaklara ilk günlerde zaten alışmıştım. Artık, başımdaki örtüye ve geldiğim ülkeye rağmen, sıcak davranan gayrımüslimleri görmek de benim için sıradanlaşıyor. Genel bir kuralın olmadığını biliyorum. "My Name is Khan" filminde annenin oğluna “Dünyada iki tip insan vardır: iyi insanlar ve kötü insanlar” deyişi hep aklımda. Bir Müslüman olarak, insanları tanımadan yargıya kapılmanın, onları etnisitesine veya inanç sistemine göre toptan yargılamanın yanlış olduğu bize zaten kendi inanç sistemimizde öğretiliyor. Sanki burada onun pratiğini yapıyor gibiyim.


Tipik bir Boşnak çocuğu

Kırmızı kabuklu fındık
Çocukların biz oğlumla konuşmaya başladığımızda yabancı olduğumuzu fark edip, dikkatli dikkatli bakmaları gün içinde defalarca yaşadığım bir hadise. Kimisi el sallıyor, kimisi gülümsüyor, kimisi temkinli bakışlarla süzüyor ve annesine hakkımızda sorular soruyor. Bazen “Mi smo Turski” diyor meraklarını gideriyorum bazen de tahmin etmelerini istiyorum.




İBRAHİM ve YUVA MACERAMIZ


Oğlumun yuvaya başlatmak gibi bir niyetim var, başka türlü ona arkadaş sağlama imkanım çok zor gözüküyor çünkü. Üstelik o yuvada arkadaşlarıyla vakit geçirip, Boşnakça öğrenirken, ben de biraz kendimle kalabilirim ve çocuksuz gitmem gereken yerler olduğunda gidebilirim diye umut ediyorum. İlk isteğim İbrahim’in yuva saatlerinde kendime bir Boşnakça kursu bulmak idi, olmadı. Aradığım tüm kurslar grup derslerinin akşam altıdan sonra verildiğini söyledi. Anladığım kadarıyla çalışan yabancıları düşünmüş, çocuklu anneleri ihmal etmişler. Bekleyelim… Ruhlarımız yetişsin hele bize.

İbrahim için daha İstanbul’da iken bir yuva seçimi yapmıştım. Türkçe-İngilizce-Fransızca vb eğitim veren bir yuva istemedim, bu çocuğu yuva dışındaki hayatta zorlayacak, yabancılık hissini ortadan kaldırmayacaktı. İlle de yaşadığımız ülkenin dilini iyi bir şekilde öğrenelim istiyorum. Çünkü sokakta, parkta, aile ziyaretlerinde kısaca her yerde ben de oğlum da yerli halk ile bir şekilde iletişim kurmak zorunda kalacağız, nitekim doğru olan da bu. Önce Allah’ın, sonra da Bosna’nın yerlisi arkadaşım Azra’nın yardımıyla Suriyeli bir iş adamının açtığı, İslami eğitim de veren bir Boşnak yuvası bulmuştum. Yuvanın talep ettiği bazı tahlilleri birkaç gün içinde tamamladıktan sonra, elimizde belgelerle yuvadaki ilk günümüze başladık. Kafamda birkaç ay sadece yarım gün yani 8.30-12.30 arası göndermek var. Çocuk için alışma süresi daha da uzar mı bilemiyorum. 

On dakikalık mesafeyi yarım saatte aldığımız
ev-yuva yolunda duraklarımızdan bir tanesi
İlk üç gün sadece bir saat durup sınıftan hüzünle çıkıyor ve bana sımsıkı sarılıyor İbrahim. “Bana hep Turski diyorlar, ne konuşuyorlar hiç anlamıyorum!” diye öfkeleniyor. Teselli ediyorum, ne kadar akıllı bir çocuk olduğunu, zamanla öğreneceğini ve çok iyi arkadaşlar edineceğini, alışana kadar hep yanında bekleyeceğimi söylüyor, ona güven vermeye çalışıyorum. Allah’a şükür, uyumlu ve yenilikleri seven bir çocuk, bize büyük korkular yaşatmıyor. Zaman alsa da alışacağından eminim. Bir de Türkiye’deki dostlarımın, yakınlarımın iki gün arayla “İbrahim yuvaya alıştı mı?” soruları olmasa… Bir çocuk kendi ülkesinde bile yuva gibi, okul gibi bir kuruma alışmak için en az üç dört haftaya ihtiyaç duyarken, yabancı bir ülkede, üstelik de o yuvanın tek yabancı çocuğu olarak iki-üç gün içinde nasıl alışabilir? Allahım sorular normal de ben mi anormalim, yoksa tam tersi mi? Durum her ne ise de, insanları değiştiremeyeceğime göre ben deniz gibi genişleyerek bana katılan tuz miktarını hissetmemeye çalışacağım, başka çare yok!




Edit: Zamanla alışır sandığım çocuk iki ayın sonunda tahmin ettiğimden daha fazla zorlanıyor yuvada. Öncelikle Türkiye'deki arkadaşlarını, akrabalarımızı özlüyor. O kadar sosyal bir ortamı ve uzun süreli arkadaşlıkları vardı ki çocukcağızın ona hak vermemek elde değil.  Dili anlamamak onu arkadaşlarına karşı hırçınlaştırdığı gibi, her sabah benimle yuvaya gitmeme pazarlığı yapıyor.Aklında hep İstanbul'a geri dönmek var sanırım. Her gün sabırla ve ısrarla götürmeye ve kendisini ikna eden bir konuşma yapsam da sonunda pes ediyorum. Pedagog arkadaşla da istişare ettikten sonra bir süre ara veriyoruz yuvaya. Eylül ayında yeni bir deneme daha yapmak niyetindeyiz.Yalnız o zamana kadar kafamda bir huniyle "kurtarın beni!" diye sokağa fırlamazsam iyidir.